Trepanasyon


Trepanasyon M.Ö. 6500 yılına dek uzanan antik bir tıbbi müdahele

Trepanasyon, tıp tarihinin en tuhaf, en acaip uygulamalarından biri. Eh, öyle olunca yeni başladığım ve tıp ve bilim tarihinden hikayeler anlatacak Trepanasyon isimli Medium yayınına isim annesi/babası olmayı hak ediyor doğrusu.

Trepanasyon, “basit cerrahi araçlar kullanarak kafatasına delik açmak” anlamına gelen bir terim. Etimolojisi Yunanca’ya dek uzanıyor. Eski Fransızca’ya Latince’den geçen trepan kelimesinin kaynağı trypanon, Yunanca’da “kazıcı, oyucu” demek. Bugün, bu terimi yaşayan kişilerin kafatasından bir kemik tabakası kaldırmak suretiyle yapılan bir tıbbi girişim için kullanıyoruz.

Tarih boyunca insanların olduğu hemen her kültürde trepanasyon izine rastlıyoruz. Bulunmuş en eski delinmiş kafatası Fransa’da bulunan Ensisheim neolitik gömü alanında ve 7000 yıllık. Kafatasına delik açma adeti dünyada insanların ikamet ettiği hemen her antik uygarlıkta mevcut: Mısır, Çin, Hindistan, Roma, Yunan, Arap, Orta Amerika, Pasifik Adaları…

Trepanasyon işleminin izlerini taşıyan delikli kafataslarının ilk bulunuşu 1685 yılına rastlıyor. İlk delikli kafatası, Fransa Cocherel bölgesinde bulunmuş. Ama üzeri delikli antik kafatasını bulan Bernard de Monfauchon bu deliği önemsememiş, kafatasının sahibinin başına aldığı bir darbe nedeni ile öldüğüne kanaat getirip konunun üzerine gitmemiş. 1816 ve 1839’da yeni kafatasları bulunmuş. Bu defa bulanlar bu deliklerin aslında kaza sonucu oluşmadığını fark etmişler, deliklerin kenarlarındaki muntazamanlığa bakarak insan eliyle yapıldığına kanaat getirmişler. Gene de o zamanlardaki genel kanı bunların ölüm döşeği veya ölümden hemen sonra yapıldığı yönünde.

Squire’ın Peru’da bulduğu delikli kafatası — bizzat kendisi tarafından çizilmiş.

Trepanasyonun önemi ancak Latin Amerika kültürüne meraklı bir gezgin ve hezarfen olan E.G Squier’in Peru ziyaretinden yanında delikli bir kafatası ile dönmesi ile anlaşılmaya başlanır. Squier, Peru’da ziyaret ettiği varlıklı bir hanımefendinin evinde üzerinde kare şeklinde bir delik olan kafatasını görür ve ev sahibesini ikna ederek kafatasını kendisine hediye etmesini sağlar. Üzeri muntazam dikdörtgen şeklinde kesilmiş bu kafatası ile New York’a gelen Squier kafatasını New York Tıp Akademisi’ndeki doktorlara gösterir. New York’taki doktorlar bu delikli kafasını biraz evirip çevirdikten sonra, bu deliğin kaza veya bir başka travma olduğuna kanaat getirirler. Ortak kanıları kafatası sahibinin bu delik nedeniyle öldüğü, ya da bir düşük ihtimalle deliğin ölümden hemen sonra açıldığı yönündedir. Ancak Squier inatçı bir gezgindir, çok yer gezmiş, çok şey görmüş biridir. Öyle kolay kolay ikna olmaz, bu deliğin antik Peru uygarlığında ilkel beyin cerrahisi yapıldığının kanıtı olduğundan epey emindir. Deliğin sınırlarındaki üstüste binen çizgilerin insan eliyle çıktığını düşünmektedir. Üstelik deliğin sınırları etrafında iyileşme sırasında oluşmuş teze kemik dokusu da dikkatini çeker. Sonunda kafatasını da yanına alıp, okyanusun öte yakasına Fransa’ya, o yılların sinirbilim ve antropoloji alanlarındaki en sözü geçen otoritesini bulmaya gider: Paul Broca.

Bu yıllar, özellikle batıda kafatası büyüklüğü, ırk ve beyin fonksiyonları arasında ilişki olup olmadığı tartışmalarının en alevli yapıldığı yıllardır. Broca da tam bu konulara eğilmişken karşısına gelen bu antik kafatasını enine boyuna inceler. Kafatasında hiç bir kırık veya başka travma izine rastlamadığı gibi, bu deliğin insan eliyle yapıldığı ve hatta kafatası delinen bu şahısın yapılan işlemden sonra yaşamaya kısa da olsa devam ettiğine karar verir:

Kafatasının iç veya dış kısmında herhangi bir kırık veya çatlak gözlemedim. Bu nedenle bu müdahaleyi yapan cerrahın hastada artmış kafa iç basıncı bulunduğunu ancak hastanın gösterdiği belirtiler aracılığı ile anladığını düşünüyorum. Tanısı doğru muydu? Yaptığı müdahale kafatasındaki basıncı azaltmaya yaradı mı? Bunları teyit etmeme imkan yok, ama buna inanmak istiyorum.

Broca gibi bir otoritenin trepanasyon işleminin antik kültürler tarafından kasıtlı olarak yapıldığını teyit etmesinin ardından tüm dünyada bu tip delikli kafataslarına olan ilgi ve beraberinde de merak artar. Ardı ardına pek çok kazı alanında, farklı kültürlere ait kafataslarında bu müdahaleye ait izler olduğu fark edilmeye başlanır. Fransa’da M.Ö. 6500 yılından kalan 120 örneğin bulunması ile de trepanasyonun tarihçesinin taş devrine dek uzandığı sonucuna varılmasını sağlar. Bugün, bulunan neolitik taş devrine ait kafataslarının %5–10’undan trepanasyon izlerine rastlamak mümkün.

Azerbeycan Tarih Müzesinde, M.Ö. 5000 yılından kalan trepanasyonlu kafatası

Peru’dan tumi tören bıçağı

Antik Peru uygarlığı trepanasyon işleminde tumi adı verilen bir tören bıçağı kullanırken, Eski Yunan’da Hipokrat takipçileri matkap kullanmayı tercih etmişler. Pasifik adalarında kafatasları keskin denizkabukları ile delinirken, Avrupa’daki ilkel toplumlar çakmaktaşı ve obsidyen kullanmışlar. Arabistan’da sivri uçlu bir kama ile kafatasına önce küçük bir delik açılıp, ardından mızrak ucuyla bu delik büyütülüyormuş. Kafatası delikleri her yaşta insana, kadınlara, erkeklere ve çocuklara açılıyormuş. Hastaların bazıları hemen ölse de, kemik kalıntılarından bazılarının işlemden sonra uzun yıllar yaşadığını biliyoruz. Rönesans çağına dek devam eden bu uygulama, yapılan işlem sonucu ölüm oranının çok yüksek olması nedeniyle yavaş yavaş ortadan kalkmış.

Antik kültürlerin hangi durumlarda ve kimlere trepanasyon delikleri açtığını tam bilmiyoruz. Tahminler, başta kafa travması ve kafatası yaralanmalarında tedavi yöntemi olarak benimsenen bu işlemin, zamanla baş ağrısı, epilepsi gibi hastalık tedavilerinde kullanıldığı yönünde. Gene tarihsel kaynaklar trepanasyonun psikolojik, mistik ve dini nedenlerle de uygulanmaya başladığını gösteriyor: Kişinin bedenine giren kötü ruhların dışarı çıkarılması, deliryum ya da mani tedavisi gibi.

Eski Yunan’dan bir trepanasyon matkabı

Günümüzde, kafatasından pencere kaldırmayı içeren benzer bir yöntemi travmatik beyin hasarlarının acil tedavisinde halen uyguluyoruz. Kafatası, sağlam çeperli ve kapalı bir kutu, içinde de hayatımızın devamlılığı için en önemli organımız olan beyini barındırıyor. Beyin dokusu baskıya, basınç artışına çok duyarlı. Artan iç basınç, beyin dokusunu sıkıştırdığında beyin fıtığı denen oldukça tehlikeli hatta ölümcül olabilecek bir durum ortaya çıkıyor. Bu nedenle bazı beyin kanamaları ve kafa travmalarında kafatası içinde biriken kan ve diğer sıvıların dışarı çıkmasını ve beyin dokusunu sıkıştırmamasını sağlamak için bugün de cerrahlar kafatasına delik açıyorlar. Genelde acil müdahale şeklinde yapılan bu işleme kraniyotomi (kranium — kafatası, tomi — delik açmak) diyoruz. Günümüzdeki cerrahların eski trepanasyon ustalarından en büyük farkı, kafa içi basınç artma riski geçince hastanın kafatasındaki deliği tamir ediyor olmaları.

Elbette tarihçesi antik kültürlere dek uzanan ve neden yapıldığını hala tam bilemediğimiz böyle bir girişimin mevcut olmasının kaçınılmaz sonucu bu yönteme mistik anlamlar yükleyen sözdebilim meraklıların ortaya çıkması. Bu isimlerden en ünlüsü Hollandalı bir kütüphane görevlisi olan Bart Hughes.

Tıp fakültesine devam eden Hughes, yoğun esrar kullanımı nedeniyle okuldan atılıp artından kütüphane görevlisi olarak çalışmaya başlar. Rastgele bir gün, amuda kalkmış bir insanı izlerken (biraz da aldığı mezkalinin kafa yapan etkisiyle) zihin ve algıları kalıcı olarak açmanın ancak trepanasyon yolu ile mümkün olduğuna kanaat getirir:

Amuda kalkan birini gördüm, epey uzun süre bu şekilde duruyordu. Neden bunu yaptığını sorduğumda iyi kafa yaptığını söyledi. Daha sonra biraz mezkalin aldım ve kafamda herşey netleşti. Bu hareketin bilincin kapılarını açmasının ardında beyin kan miktarını artırması vardı. Beyine gelen kan artıyırsa, beyindeki bir başka şeyin azalması lazım… böylelikle azalan şeyin beyin omurilik sıvısı olduğuna kanaat getirdim.

Bir üst bilinç seviyesine geçmenin ancak kafatasına delik açarak beyin sıvısını azaltmak olduğuna kendini ikna eden Hughes, 1965 yılında kafasına matkap ve bistüri kullanarak delik deler. Bu işlem sırasında bol bol film ve fotoğraf çekmeyi de ihmal etmez.

Bart Hughes, 1965 yılında kendine trepanasyon yaptıktan hemen sonra

Hughes’ı önce yakın arkadaşları takip eder ve birlikte kafataslarını delerler. 1970’lerdeki psikadelik akımın da etkisiyle trepanasyon meraklılarının sayısı da gittikçe artar. Trepanasyon-severler, ancak kafatasına delik açarak çocuklardaki masumiyetin yeniden yakalanacağına inanırlar. Öyle ya, bebeklerde kafatası kemikleri tam kaynaşmamış durumda, aralarında yumuşak bıngıldaklar var. Çocuk kafatası dinamiklerine suni yollarla kafalarına kendi açıkları deliklerle de olsa ulaşıp algı seviyelerini yükselteceklerine inanan bu egzantrik ekip hala faaliyette olan Uluslararası Trepanasyon Taraftarları derneğininin kurulmasına önayak olur.

Trepanasyon yanlılarının bu iddiaları elbette asılsız, bugün bildiklerimiz dahilinde yukarıda bahsedilen kafa travması vb durumlar haricinde kafatasına delik açmanın hiç bir kanıtlanmış faydası yok. Trepanasyon Yanlıları Derneği, herhangi bir şeye kendini inandırmak isteyen kişilerin, inandıkları şey ne kadar imkansız ve hatta tehlikeli olursa olsun inançlarını değiştirmeye yanaşmadığının bir sembolü adeta.

Ancak bu yazıyı, kendine trepanasyon yapıp huzura kavuştuğunu bildiğimiz bir karakterden bahsetmeksizin bitirmek olmaz. Darren Aronofsky tarafından yönetilen 1998 yapımı meşhur Pi filminin finalinde kafası muhtelif matematiksel formüller, kabala hesaplamaları ve borsa tahminleri ile dolu olan baş karakter Max Cohen, kendine matkapla trepanasyon yaparak bu dertlerinden ilelebet kurtulur.

Ama siz gene de Max Cohen’in sanal bir film kahramanı olduğunu, ciddi cerrahi girişimlerin, hele beyin kadar önemli hayati organımıza yapılacak herhangi bir müdahalenin doktorların eline bırakılması gerektiğini, hatta o zaman bile gereksiz her tür müdahaleden kaçınmanın yerinde olacağını unutmayın.

Leave a Reply